Sayfalar

25 Ocak 2013 Cuma


UTANMAK

    Hep yanımdaydın, ne kadar da masumdun, çaldığım kendimden, senden hiç bir şey çalmadım, kendi masumluğumu çaldım, zaten bana da hiç yakışmıyordu. Aldattım seni doğru, vicdan azabı da çekmedim evet, utanmadım da haklısın. Haykır yüzüme değişen bir şey olmayacak hele de üstünden bu kadar geçmişken. Aldattım seni, düşünmedim seni, aklıma hiç gelmedin sadece boşluktadır ya insan derin bir boşlukta, öyle miydim aslında bilmiyorum belki de bu şimdi uydurduğum bir şeydir ya da aldatmanın haklı nedeni ( haklı nedeni olamaz)  bir boşlukta olunması gerektiğidir. Hiç düşünmedim neden diye, seni bile düşünmedim, kendimi de düşünmedim, bir şey düşünmeden yaptım aldattım. Kendimden çaldım hep; zamanımı, masumuluğumu, düşlerimi, sana da bir şey kalmadı benden geriye, bana da. Üzgünüm diyebilmeyi isterdim ama üzgün değilim hiç üzgün değilim, bizim için yapılacak bir şey varsa eğer, vardır(?) iyi bir fikrim yok evet, farkındasındır benim fikirlerim genelde kötü oluyor berbat. Kötü fikirlerimin eylemleriyle kıvrandık durduk şimdiye kadar. Öğrendim ki aşk bize zaten geç kalmış hiç gelmemiş ki, aldattım seni utanmadan, yüzüm kızarmadan söylüyorum işte; aldattım, garip bir tadı vardı, yavaş yavaş ruhumu ele geçirdi, önce ruhuma sahip oldu sonra doyurulma isteği ile tenimi ele geçirdi. Aldattım evet doğru yaptım bunu, düşünmedim seni, ikimizi, ilişkimizi düşünmeden yaptım, pişman değilim, üzgün değilim. Elimi tutma zira kirliyim demek bile geçmedi içimden demedim de. Haketmekten bahsetme kim hakettiğini alıyor ki bu hayatta, sen de onlardan birisin işte. Üzgün olmadığım için de üzgün değilim üzgün olmaktan hoşlanmıyorum. Şaşırdın mı, hiç beklemez miydin benden, nasıl mı oldu, ne zaman mı oldu, şunu da yaptım mı, bunu da yaptım mı..... sorma...hiç bir şey sorma bence, çünkü aptalca. Üzgün olmadığımı seni düşünmediğim söyledim bu soruları sorman aptalca ahmakça. Utanmadığımı da söyledim, şimdi hayatında defolup gidebilirim...

18 Ocak 2013 Cuma

YALNIZDIK

   
        Bir nişan töreni kadar geleneksel, kalabalık bir o kadar da yalnızdık sevgilim. Uzun aralıklarla, derin derin nefesler alarak ruhumuza tatminsiz gösterişsiz hazzımızı sindirmeye çalıştık. Tüm çabalarımızın manasızlıklarında boğuluyorduk kimi zaman, belirsizlik anlarında geleceğin bulanık görüntüleriyle netleşmeye çalışıyorduk biz de şehvetimizle. Kahpece sınıf farklılıklarından doğan tüm meselelerimize biçim verme özlemi içinde kavgalarımız tartışmalarımız çoğalıyordu üstelik sonu kötü biten. Yalnızlaştırmıştı bizi, giderek etlerimize gömülen şiddeti artan mutsuzluklarımız. Şimdi toparlanma isteği ile şekilleniyorduk hayatla, elin elimdeydi ama yalnızdık sevgilim. Tüm şarkılarımız yalnızdı, dudakların dudaklarımdaydı yalnızdık, yanımda yatağımdaydın yalnızdık...Sevgilim kırılamazdık biz incinemezdik, o kötü kavgalarımıza rağmen oysa parçalayamazdı içimizdekileri hiç bir şey. Baş edemeyeceğimiz hiç bir şey olamazdı bizim, rüyamız birdi, hayallerimiz; geçmişlerimizde olmasakta birbirimiz, geleceğimizdik ama ikimiz de birbirimizin ama şimdi aynı yerde farklı düşlerdeyiz. Fahişe hislerimiz kirli ruhumuzda döllendi üreyen hücrelerimizde şimdi yalnızlığımız var hem de birbirimizden doğan. Sağ salim çıkarız sandık bu kavgalardan, moraran vücutlarımız umrumuzda değildi, şişen gözlerimiz, ten acısı ruh acısını getirdi farkına varamadık şimdi yalnızız sevgilim hem de ölesiye yalnızız. Tüm yalnızlıklar içinde en anlamlısı diye düşündük hem de biten her şeye inat. Büyüyen bir kartopu oldu ruhumuzda biriken kırgınlıklarımız, söylenmeyecek sözleri sarfetmiştik tutamayacağız sözleri vermiştik cinselliğin derinliğine bir çökelti gibi çökerken. Sığdıramadığımız ne kadar hasar varsa ruhumuzda taştı onarılma isteği ile kahrolası hayatta yalnızdık. Tutulmamış çuvallar dolusu sözlerle, düşlerimizin olursuzluk renginde yalnızdık sevgilim....

14 Ocak 2013 Pazartesi

UNUTMUŞTUK

   
         Gerçi unutmuştuk değil mi, aşk acısını içimize sindirebilmiştik. Geçtiğimiz tüm yollardan geçerken ayrı ayrı, seviştiğin onca kadına ve ben de onca adama bize rağmen bize hiç benzemeyen bir şekilde sarılmıştık uzak, yabancı,acınası...Hatırlamıyorduk değil mi, unutmuştuk, eskitmiştik utanmazca ahlaksızca hem de mazimizi. Mazimiz olmasın istiyorduk beraber, seviştiğimiz günleri, yorganın altına kıvrılıp tenlerimizin birbirine değdiği günleri hatırlamak istemiyorduk. Unutmuştuk ama başarılıydık bu konuda, hiç tahmin edemediğimiz kadar başarılıydık. Bedeninin uyumlu devinimleriyle ağışını izlediğim terinin kokusunu da unutmuştum.
Bedenimin üzerine usulca kıvrılan bedenini izlediğim tüm günlerimizin ardına yaslanıp unutmayı seçmemizle başlayıp unutmaya çabalamakla sonlandırıyorduk şimdi her günü. Gerçi unutmuştuk ama değil mi aşkımızı. Duvarlara sesin sinmişti ya zorlaştırır sandım başta unutmamı ama başarılıydım unutmuştum işte, beraber unutmuştuk, belleklerimizde tek bir iz bile kalmamıştı. Sahi bir zamanlar sevgili miydik gerçekten? diye soracak kadar başarılı olmuştuk, ürpertici...Korkutucu bir şekilde uzaktan bakınca gördüğüm şey senin de aynı benim gibi olman. Aynıyız, aynı duyguyla sarılıyoruz unutmaya hatırlamamaya mazimizi. Beraber gittiğimiz yerlere gitmiştik ayrı ayrı ve ilk defa gelmişiz gibi hissetmeyi nasıl becerebilmiştik böylesine aldırışsız umutsuz, yadsımadan hemde. Deforme olan uzuvlarımızı sardık başka adamlarla başka kadınlarla, korkunçtu bu; tüm tanışma ısınma turlarını geriye itip atlamıştık başka kollara sapkın hislerimizle belki de. Korkunçtu bu, bitişik odaların rastlantısal biçimsizliğinde kaynaştığımız tüm otel odaları korkunçtu. Uzun sürecek gibiydi bu anlar, bitecek gibi gelip zamanın içinde süregelen...Gerçi unutmuştuk ama değil mi birbirimizi, aşkımızı, acısını içimize sindirebilmiştik değil mi?

10 Ocak 2013 Perşembe

SONRA

     














        Sonra kendime kızdım, kışlardan yazlardan yorulmuştum, uzaklardan yakınlardan, her mevsime inat her mesafeye inat seni düşünmedim kendimi düşündüm bencillik ettim; sen hep söylerdin bencil olduğumu, yine bencillik ederek kendimi düşünüyorum acımasın diye canım, senin canın acısın diye, senin için acısın diye, senin o güzel pürüzsüz yerlerin incinsin diye..
Utanmadım da hem, hiç vicdan azabı da çekmedim, neden çekecekmişim ki, bencilliğim için üzgünüm ama böyleyim işte ben, her şey güzel olmadı...
Her şey güzel olmadı, bitirerek değiştirdik uzamını aşkın, değişen şekliyle şimdi hayatlarımızda..
Kırık belki yaralıydık...Düşünmüyorum ama işte seni sadece kendimi düşünüyorum bencillik ediyorum evet, kapladığın yerin alanını daraltıyorum hayatımda, boğazına çöküyorum geçmişimize değgin tüm anılarımızın. Düşüncesizlik ettim doğru, kabalık ettim ne dersen de, sakındığın ne varsa kırılsın dökülsün parçalansın diye düşünmedim seni..
Şimdi de hayat soğuk, bu kış mevsimi gibi, karlı buzlu soğuk işte hırçın hoyrat. Hep bencildim ben, hep daha çok sevdim, hep daha fazla özledim. Bencildim ben, şimdi de bencillik ediyorum düşünmüyorum seni, kendimi düşünüyorum, karaladım o güzel adını doğru, üstelik kulağıma güzel de gelmiyordu ki...
Her şey güzel olmadı, senin ellerin biçim verdi bize, aşk edilgendi. Bencillik eden sendin, düşünmeyen, biz olamayan sendin; şimdi de ben ediyorum bencillik, düşünmüyorum seni, canın acısın diye, dirimsel hızını yitirsin diye tüm düşlerin, o güzel pürüzsüz yerlerin ölesiye incinsin diye....










7 Ocak 2013 Pazartesi

KAR

Şehire kar yağıyordu, pencereden izledim dışarıya çıkmayı istedim ama tek başıma değil....

6 Ocak 2013 Pazar

BENCİL

      Bildiğinden farklı hiç bir şey yapmıyorum, duydum merak ediyormuşsun beni, gözlerim hala aynı renk miymiş, hala düşler kuruyor muymuşum merak ediyormuşsun, etme... Geçen kış giydiğim mantoyu hala giyiyor muymuşum, yapıyor muymuşum, bekliyor muymuşum, gidiyor muymuşum, geliyor muymuşum...Merak etme...Zaten yaptığım bir şey yok, günler birbirinin aynısı, benim günümü farklılaştıran bir şey yok hala, senden sonra bile aynı, senden önce de olduğu gibi. Senin farklıymış ama öyle demişsin bambaşka günlere uyanıyormuşsun her gün, başka yataklarda mı, aynı yatakta başka kadınlarla mı kim bilir...Merak etmiyorum ben ama seni senin beni merak ettiğin kadar. Umurumda değil, sen derdin ya umurunda değilim senin diye, evet şimdi de umurumda değilsin, aynı hayatımdayken de umurumda olmadığın gibi; bazı insanlar nankör olurlar, bencil, tüm iyilikler faydasız olur onlara yapılan sen de öylesin nankörsün ve körsün, yoğun bir sis kaplamış görüş alanını, kapkaranlık hep etrafın ilişkimiz bundan bitti haberin bile yok, hala umurunda değildim onun diye sayıklıyormuşsun, acı...iletişim kopukluluğumuz yüzünden, senin nankörlüğünden, bencilliğinden bitti hala anlamıyorsun...anlayamazsın da zaten...Değişmeni de beklemedim, değiştirmeye de çalışmadım hiç bir zaman seni farkındasındır sanırım bunun. İşte öyle; duy şimdi bildiğinden farklı hiç bir şey yapmıyorum, hayatım aynı seyrinde devam ediyor bir trafik kazası gibi trajedik, bir ulusal marş kadar düz. Merak etme, sorma; gözlerim aynı renk hala kurduğum düşler de var geçen kış giydiğim mantoyu giyiyorum hala, peki sen, sen de hala bencil misin....








5 Ocak 2013 Cumartesi

KAR

         Kar yağıyordu şehre, lapa lapa olan cinsten değil ama hafifçe.. Şehrin bembeyaz olması zordu tabii yağan bu karla, ama evlerin çatıları karla kaplanmıştı. Kar yağıyordu şehre sonra senin üzerine; karı sevmene inat kar sevmiyordu ya seni onaydı gıcıklığın, inadına dondun inadına üşüdün inadına buz tuttu ellerin, beyaz pamuk ellerin buz tuttu. Elini tuttum, şair diyordu ya kış iki kişilik bir mevsimdir diye sırf şiire ayıp olmasın diye sokulduk birbirimize nefesin ısıttı yanağımı, senin üşüyen yerlerine bastırdım güneşi, güneşindim ya senin sen söylerdin, kar yağıyordu ikimizin üzerine korkan yoktu kardan, hiç kimse korkmazdı; biz korktuk, üşümekten, sokulmaktan birbirimize, biten ilişkimizden korktuk buz tutmasından korktuk aramızdaki hislerin çözülememesinden eriyememesinden korktuk...
Kar yağıyordu buz tutan hislerimize inat, senin üzerine, benim üzerime, şehre,şehrin çatılarına, hafifçe usul usul yağıyordu tadını çıkara çıkara. Karlı bir güne uyancaktık ertesi gün, karlı ve bembeyaz bir güne biten ilişkimizin kırıntılarıyla dolu bir şehre uyancaktık, çirkin yataklarda kirli çarşaflarda yattığımız gecenin sabahına tek kişi uyancaktık yalnız, üşümüş, özlemiş....

3 Ocak 2013 Perşembe

SÖZ VERDİK

  Söz verdik, tüm mevsimlerden alacağımız var, sonra bi yolculuğa çıkacağız hiç bir şeyimizi almadan, yolculuk için illa bi valiz gerekmez değil mi, yazdan güneşi alacağız, kıştan karı, bahardan çiçekleri; deniz varmış, masmavi gökyüzü, pırıl pırıl hava, kimsecikler yokmuş orada kimsecikler...Söz verdik, elele durup sımsıkı sarılıp birbirimize söz verdik, tüm geçen zavallıca günlerimizin inadına tüm mevsimlerden alacağımız var, herkesten uzakta yaşayacağız, söylenenlere kulaklarımızı tıkayacağız duyamayacağız çünkü çok uzaklarda olacağız söz verdik vazgeçmeyeceğiz birbirimizden, inatla sevişeceğiz her gün masmavi gökyüzünün altında güneşe karşı, sevişeceğiz. Söz verdik, tüm mevsimlerden alacağımız var, uzağa gideceğiz uzak bi diyara, üstelik geçmişimizden de alacağımız var, uzun bi hikaye satın alacağız, kısa bi gece upuzun bi gündüz satın alacağız güneş hep tepemizde olacak bazen yağmur yağacak ama güneş hep gökyüzünde olacak, masmavi denize vuracak içimizde karanlık kalan tüm yerlerimiz dalgalar götürecek bizden uzaklara, tertemiz olacak sonra içimiz, kir nedir bilmeyecek içimiz...söz verdik, uzaklara gideceğiz, çok uzağa uzak bi diyara durduramaz kimse gitmemizi, hem söz verdik, tüm mevsimlerden alacağımız var, bi yolculuğa çıkacağız hiç bi şe almadan, yolculuk için illa bi valiz gerekmez değil mi?