26 Ocak 2017 Perşembe
ŞARAPNEL
Bir şarapnel parçası saplanmıştı kalbime. Öyle dingin ve manasız bir ifadeyle söyledi bunu doktor. Ameliyata alınmıştım ve çıkaramamışlardı parçayı, sanırım bunu bir başarısızlık olarak addetmiyordu doktor suratındaki şu pişkin ifadeye bakılırsa. İçten içe çıkmasını istememiştim kalbimden parçanın zaten, kalbimin böylesine kusurlu olması mazoşistçe hoşuma gidiyordu. Kalbimde kalması içimi ısıtıyordu. O gün o sokaktan geçerken yanı başımda gerçekleşen patlamadan çıkan şarapnel parçasının gelip kalbime saplanmasının bir nedeni olduğunu düşünüyordum. Tıbbi terimlerini odanın içine doğru savuruyordu doktor tek kelimesini bile dinlemedim sadece en son çıkarılması riskli demişti bunu idrak ettim.. Kendimi sanki o şarapnel parçasıyla doğmuş gibi hissediyordum. dudağımın bi tarafı yukarı doğru kıvrıldı ve sevimsizce gülümsedim. Doktor odadan çıktı. Hastane odasının duvarları üstüme üstüme geliyordu. Odanın açık mavi renginden iğrenmiştim. Beş gün daha beni misafir edeceklerini söylemişti doktor. Tabii sabrım gelmeyecekti burda bir günden daha fazla kalmaya. O gece deliksiz uyudum uyandığımda öğleden sonraydı. Odaya tanıdık bir yüz girdi, içten bir gülümsemeyle karşıladım bu tanıdık yüzü. yatağımın kenarına oturup elimi tuttu ve iyisin dedi kısık sesle. iyiyim dedim ve aynı sıcak tebessümle onu yanıtladım. Zor kullanarak çıkış işlemlerimi yaptırıp hastaneden ikinci gün çıktım. Dostumun siyah arabasına atlayıp uzaklaştık bu zavallı köhne hastaneden. Yol sessizliğimizle akıp gidiyordu önümüzde. İstemsizce kapandı göz kapaklarım yorgundum bunu hissediyordum ama kalbim değil, kalbimin hiç olmadığı kadar iyi olduğundan emindim ama sanırım zihnim yorgundu. Gözümün önünde karaltılar belirdi, senin yüzün, kahverengi ıslak gözlerin, ıslak, aralık dudakların. kahverengi yumuşak saçların.. kalbinde mi şimdi diyordun eve dedim ben de kalbimde. Dostum arkasına dönüp bana baktı geri kafasını yola çevirdi. tabii ki sen yoktun yüzün sigara dumanı gibi dağıldı aralık olan camdan dışarıya hafifçe süzüldü. araba durduğunda bir saatten fazladır yolda olduğumuzu fark ettim. beraber indik arabadan dostumun omzundan destek alarak yavaşça çimlerin üzerinde yürümeye başladık büyük verandalı eve doğru. güneşin belli belirsiz vurduğu köşeye gidip uzandım. sıcak bir şeyler getireyim iç boğazın yumuşasın dedi dostum. biraz sonra kahveyle geldi. kahvemi yudumlarken eve birisi girdi. kirli sakallı eğri burunlu son derece iğreti duran minik gözlü birisi. bu da kim dostum dedim. arkadaşım bana baktı kim kim dedi. evet güzel soruydu doğrusu kim kim. kafamın içinde döndü dolaştı bu soru kim kim. kirli sakallı herif yanıma oturdu ve beni sadece sen görüyorsun dedi. arkadaşım hemen yanıma doğru gelip elimdeki kahveyi aldı ve iyi misin suratın bembeyaz oldu dedi. evet iyiyim sadece biraz zihin karmaşıklığı yaşıyorum dedim. o şarapnel parçası sanki kalbime değil de beynime saplanmıştı. kusurlu kalbimin hasarı zihnime mi sirayet ediyordu acaba. Zihin karmaşıklığı derken dedi, bilmiyorum sanırım halüsinasyonlar görüyorum dedim. bu kim sorusunun nedeni yani dedi kafamı salladım. yine yüzün gözlerimin öünüdeydi elimi tutup ben buradayım gerçekten yanındayım dedin elini sımsıkı tuttum ben de. burada mısın gerçekten dedim. arkadaşım korku dolu gözlerini bana çevirmişti yüzün yine kayboldu. dinlenmen lazım dedin evet dinlenmem lazım dedim ve kanepeye uzandım üzerimi oradaki battaniyeyle örttün. gözlerimi kapattım ve sadece uyumayı bekledim.
uyandığımda sabah olmuştu. yeni bir güne uyanmıştım sadece bir kaç dakikalığına yine zihnim bulanıklaştı bu sefer çabuk toparlanıp kendime geldim. yine belirdin gözlerimin önünde ıslak dudakların öpmek için çıldırdığım daima hüzünlü yeşil gözlerin havaya sarılacak kadar gerçekti bir hayalle konuşacak kadar deli hissediyordum artık. arkadaşım işe gitmişti. yalnızlık belki de bana iyi gelecekti belki de akıl sağlığımı tamamen yitirecektim. berraklaştı yeniden hayalin o kadar sevişmek istiyordum ki hayalinle o kadar sıradışı o kadar gerçek ve o kadar delice olacaktı ki bu, korktum kendimden bu kadarı zihnime bile fazlaydı şimdi. kendi sınırlarımı zorlayarak hayalini kafamdan atmaya zorladım. oradaydın işte ama tam karşımda ellerin dizlerimde dudakların boynumda kokun burnumdaydı. o kekremsi ısırgan kokun tüm odayı doldurdu ciğerlerime doldu kokun buyurgan sesinle fısıldayarak konuşmaya başladın benimle hayal değilim hayal değilim sadece dokun bana diyordun. yüksek bir ses daha kafamın içinde yankılandı hayal o. yenilmemeye karar verdim zihnimdeki karmaşıklığa hayalin dağıldı bir sigara dumanı gibi. kalbim yüzünden kalbimdeki o lanet şarapnel parçası yüzündendi. şimdi neden niye niçin hayalinin istilasına uğramıştı zihnimin tüm karanlık köşeleri. gerçeği yansıtmadığını düşündüm her şeyin bir an, o gün olanlar, benim bir tesadüf eseri oradan geçişim ve o şarapnel parçasının kalbime saplanışı.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder